AKYAZI HABERLERİ:
Akyazı'lı Kalem işi sanatları ile Röportaj
Akyazı’lı Kalem işi sanatkârı Doğan Birten ile röportaj
Bize kendinizi tanıtır mısınız?
1975 yılında İstanbul’da doğdum.1986 yılına kadar İstanbul’da yaşadım.
Babamın iş durumundan dolayı memleketimiz Akyazı’ya geldik. Ben tekrar 2000 yılında İstanbul’da yaşamaya başladım.
İlk, ortaokul ve İHL lisesini Akyazı’da okudum.
Daha sonra Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi kamu yönetimi bölümünden mezun oldum.
İstanbul’da özel resim akademilerde temel sanatlar ve desen eğitimi aldım.
Bu eğitimlerde benim sanat hayatımı en çok etkileyen değerli Resim Hocam Metin Telçeker’den aldığım resim dersleri oldu.
Ayrıca Milli Saraylarda kalem işi eğitimini şimdi emekli olan uzman kalemkâr Recep Yıldız’dan aldım.
Kendimi bildim bileli hep çizerdim. Çocukluğumda karikatür ve desen dergileri alır incelerdim. Ben desenlere baka baka çeşitli denemeler yaparak resim çizmeye başladım.
Zamanla çizgiyle olan bağım arttı ve hayat beni bu yöne iteledi.
Babam beni daha çocukken şu anda çalıştığım Dolmabahçe Sarayına o dönem sarayın kalfası olan kuzeni Yaşar amcanın yanına götürürdü.
Ona; eti senin kemiği benim Yaşar! Diyerek beni teslim etti:) Yaşar amca!  Bu alanda kendimi geliştirmem gerektiği söyleyip beni Kalemkâr Recep Yıldız hocam la tanıştırdı ve bu yönde beni etkiledi.
İktisatla uğraşırken bi anda kendimi kalemişi atölyesinde buldum.
Yaklaşık 16- 17 yıldır Kalemkâr Atölyesinde çalışıyorum.
Köyünüzü seviyor musunuz?
Elbette seviyorum fakat benim kafamdaki düşünce ile yaşantım arasında çelişki var.
Fazla gerçekçi olacağımı zannetmiyorum. Memleket aşığıyım ama görev yaptığım yer ve yaşamak istediğim yer arasında bir çelişki var. Bu çelişkide beni mutsuz ediyor. Köy yaşantısı ve şehir yaşantısı arasında ciddi farklar kalmadı artık yani bir gün emekli olursam köyüme dönüp bağ bahçe işleri yapmak istiyorum, sonuçta atalarım var burada…
İstanbul’da yani Dolmabahçe sarayında ki görevinizden bahseder misiniz? Kaç yıldır orada çalışıyorsunuz?
Dolmabahçe Sarayında Ressam Kalemkâr olarak 17 yıldır çalışıyorum ‘’Barok’’ve Rokoko sanat akımı etkisinde kalemişi, resim ve altın varak desenlerden oluşan bezemelerin restorasyonunu yapıyorum.
Dolmabahçe Sarayındaki mesaim dışında kalan zamanlarımda modern yapıların iç dekorasyonunda kullanılan tavan ve duvar kalemişi ve resimleri yapıyorum.
Doğan Bey! Bize Taşburun köyünde iç mekân süslemesini yaptığınız Cami’den bahseder misiniz?
Çocukluğumu geçirdiğim köyümdeki ‘’Yazlık Camii’nin iç mekân süslemesi için dernek başkanlığı tarafından bana teklif gelince hemen aklıma
Bir dönem Camii’nin dernek başkanlığını yapan rahmetlik babamın vefatından önce benden bu Camii’nin süslemesini yapmamı istemesi geldi ve teklifi hemen kabul ettim
Babamın bu çalışmayı yaptığımı görmesini çok isterdim fakat geçte olsa isteğini yerine getirmekten dolayı çok mutluyum.
Çocukluğumu geçirdiğim mahalleye böyle güzel ve maneviyatı son derece güçlü bi eserin yapılmasında katkımın olması beni gururlandırıyor. Bunlarla birlikte bi şekilde mahalleme olan vefa borcumu ödeme fırsatı buldum.
Camii’nin süslemesinde kullandığınız ‘’barok ve rokoko’’  üslubunu bize anlatır mısınız?
Barok ve rococo üslubu Osmanlıya batı hayranı olan elçilerin Fransa ve İtalya seyahatlerinde gördükleri sarayların süslemelerini döndüklerinde dönemin Osmanlı Sultanlarına anlatarak getirmişlerdir.
Barok ve Rokoko 17. ve 18. Yüzyıllarda Avrupa’da ortaya çıkmış 18. yüzyılda siyasi, askeri ve sosyal alanlarda olduğu gibi, Osmanlı sanat ve mimarisi üzerinde Avrupa sanat ve mimarisinin etkileri görülmeye başlamıştır.
Avrupa mimarisinin Osmanlı’ya etkisi “Sadabat Kasrı” ile başlamış, Osmanlı’daki klasik mimarinin yerini, giderek Batı’daki “Barok ve Rokoko” tarzı almaya başlamıştır.
Osmanlı’daki en önemli Barok ve Rokoko tarzı örnekleri;
-Dolmabahçe Camii
-Ortaköy Camii
-Nuru Osmaniye Külliyesi
-Laleli Külliyesi
-Beylerbeyi Camisi
-Doğu Beyazıt İshak Paşa Sarayı
-Koca Ragıp Paşa ve Murat Molla Kütüphaneleridir.
Son olarak söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?
Türkiye’de barok ve rococo sanat alanında çok fazla işle karşılaşmadığımız için insanlar merak ediyor tabii. Türkiye’de yapı Süslemeleri, pek fazla ön plana çıkmıyor diye düşünüyorum. Daha farklı özgün kalemişi dil arayışları kalem işinin modern süslemelerle ve farklı sanat disiplinleriyle arasındaki ilişkiyle bu algı kırılabilir bence. Kalem işi bienalde, çeşitli sergilerde farklı bir bağlamda yer aldığını gördükçe bu daha da değişecektir. Kalemişi alanında Türkiye’de bir kuraklık var. Deneye açık, farklı malzemelerle beraber kullanan işler çok fazla üretilmiyor. Sanat izleyicisi ve eleştirmenleri sıra kalem işine geldiğinde bir bakıma sessiz soluksuz kalıyor. “Ben bunun hakkında çok fazla şey bilmiyorum” diyenlerle de karşılaştığım oluyor ama bezeme üretimde etkilendiğin üslup ya da materyal değil içerik ve güzellik önemlidir.
Ethem Acar



Akyazı24

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.