AKYAZI HABERLERİ:
Kırmızı Sardunyalar




Saat sabahın Dokuzu. Gün, yine herkesten önce davranıp olağanca hızıyla hazırlanmış, güneşini göklere çıkarmaya niyetlenmiş. Zihnim bana oyun oynamıyor ise gece hafif çiseledi sanırım. İşte bu yüzden bahçeye açılan odamın camından içeriye giriyor kırmızı sardunyaların, manolyaların, mor leylakların ışıltısı. Yaz aylarının en sevdiğim anlarından biridir. Sabah kalkmışsınızdır, pencereler sonuna kadar açılmıştır, günün kavurucu sıcağı tepenize inmeden hafif esen bir rüzgârla sımsıcak bir gün...

Siz üstünüzü değiştirirken mutfaktan gelen, Karadeniz’in dağlarını aşıp da gelmiş, sofranıza konmuş taptaze çay kokusu...

İşte o sabahlardan birini yaşıyorum bugün. Öğleden sonra besbelli kavurucu bir sıcak gelecek, o yüzden elimi çabuk tutmalıyım. 

Tam elimi attım, telefona sarılacaktım ki içeriden Mehpare seslendi; "Abla, hayırdır erkencisin bugün?" "Sorma, dün akşam erken yattım ya, aralıksız uyumuşum. Bu havalarda öğlene kadar uyunmuyor Mehpare," diye cevapladım elimden telefonu bırakarak. 

Neyse ki bu uzun sürmediğine minnet duyduğum sohbet sona erdiğinde mutfağa gitmesini beklediğim Mehpare gözden kaybolduğunda tekrardan aldım telefonu elime ve tuşladım...

 

"Allah Allah, bu hanımın birkaç gündür hali hal değil. Bir derdi mi var acaba?" diye sesli sesli düşündü Mehpare, bir yandan sabah kümesten aldığı taze yumurtaları soyarken. Domatesler kıpkırmızı, yemyeşil salatalıklar, biberler, zeytinler ve envai çeşit farklı kahvaltılıklar... Günün en sevdiği öğünüydü kahvaltı ve en çok sabah sofrasını kurarken en sevdiği işi yapıyormuş hissi verirdi etrafına. Büfenin ikinci çekmecesinden çıkardığı, (önceki gün yıkayıp, ütüleyip koyduğu için hala mis gibi zeytinyağı kokuyordu) masa örtüsünü serdi mutfağın camının tam önündeki balkondaki masaya. Kaç senesini vermişti bu eve hatırlamıyordu. Gözlerini bu evde açmamıştı belki ama kendini bildi bileli buradaydı. Rahmetli Büyük Bey Hikmet, ondan sonra Mustafa bey, hepsine hizmette kusur etmemişti. Herkesi severdi, sayardı da şu Handan hanıma pek alışamamıştı işte. İstanbul'dan geçen yıl aforoz edilip geldiğinden midir, yoksa tuhaf hareketlerinden midir bilemiyordu. Ama yine de isteklerine güzellikle karşılık veriyor, laf-ı güzaf etmiyordu. 

Bu sabahki hareketleri de neyin nesiydi ayrıca? Her neyse vardır bir bildiği diyerek, üst kata çıkmaya yeltendi ki, ocağı unuttuğunu fark etti.

Çayın altını kısıp, yukarı kata çıktı. Bu evin çocukları da bir acayipti. Evi ne kadar toplarsa toplasın, bitmiyordu işi. Daha sonra toplarım diyerek, evin beyini kaldırmaya yeltenecekti ki, odadan gelen seslerin etkisiyle orada öylece kaldı. Ayağı bir adım öteye gitse, gitmiyordu... Nefesinin alış ve verişini sanki gözüyle görüyordu. 

Neden sonra olağanca hızıyla bahçe kapısına yürüdü ve ardına bakmadan koştu, koştu, koştu...

Artık nefes mi alıyor, yoksa ciğerlerini ellerinde mi tutup koşuyordu bilmiyordu. Uzun bir süre durmadan devam etti ve takatinin tükendiğini anlayınca bir çeşme buldu. Tam uzanıp, içecekken bir ses duydu ardından. Zihni ona oyun mu ediyordu? Tuhaf ağrılar eşliğinde sese kulak verdi. Şimdi daha net duyuyordu; "Mehpare, kız gene mi uyuyakaldın sofranın başında? Kalk da git Mustafa beyi uyandır!"

Ömer Erkan



Akyazı24

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner132

banner131

Zabıtaya Yeni Tip Elbise…
Akyazı Belediyesi Zabıta personeline, yeni kıyafetleri mini bir törenle dağıtıldı.

Haberi Oku