GÜNCEL:
Bu Hiç Tanıyamadığım Beni Hiç Sevmiyorum



Günlerdir terk-i diyar etmeyen soğuklardan mıdır, yoksa ruhsal çöküşümden midir bir türlü oturup da kâğıt kalemi alamıyorum elime. Kendimi sürekli tembihlerken buluyorum. Bu ayki yazıyı çok geciktirdin, bunu yapmamalısınlar la kızıyorum. Sonra öfkelenip kendime kızan kendimle kavga ediyorum. Ne zaman böyle olsa müzikle dizginlemeye çalışırım kendimi. Açıyorum müziği; MFÖ çalıyor...

Katbekat giysem de yünden, pamuktan kıyafetleri üşümeme engel olamıyorum. Hayır, öyle can alıcı bir soğuk da yok aslında. İçimde kocaman bir boşluk hissediyorum. Ve o boşluğu kimsenin ve hiçbir şeyin dolduramayacağını bildiğim bir hissiyat. Kızmıyorum bu duruma. Serzeniş veya yakarış değil bu. Mutsuz muyum? Hayır, tabi ki de değilim. Fakat nedenine anlam veremediğim bir boş vermişlik var.


Günlerdir elime kâğıdı kalemi alamayışıma isyan ederken kitaplığıma çarpıyor gözüm. Kitaplarım bir ,bir ayıplarcasına bakıyorlar bana. Kaç hafta oldu kim bilir karıştırmadım elime alıp da birini. Onlar da kırgınlar belli ki. Bu hiç tanıyamadığım beni hiç sevmiyorum. Kabul ettiremiyorum gönlüme içsel değişimimi. Odamın duvarları yüz cevirmişler adeta bana. Onların da gönlünü almam gerekecek.


Kulaklıklarımı takıp atıyorum kendimi sokağa. Yürüdüğüm ve geçtiğim her sokakta biriktirdiğim anılarımla karşılaşıyorum. İçimi ılık ve hoş kokulu bir şey ısıtıyor sanki. Sevdiklerimi ve özlediklerimi koyuyorum yolun tam karşısına. Ve o an yüzüme kocaman bir gülümseme yerleşiyor ve aynı anda çiseleyen yağmur. İşte diyorum, yine eski ben.


Sanki onlara gidermişçesine yürüyorum. Evet, belki hiç varamıyorum ama şarkının da dediği gibi; ‘’nasıl da mecburmuşuz sabretmeye.’’


Düşünmüyorum artık bazı şeyleri. Bir on sene sonra nerede olacağım, sağlık sigortam ne durumda, yazlık tekerler ne zaman değişecek, fatura bu ay kesildi mi, ekmeğin beyaz olanını mı alsam yoksa tam tahıllıyı mı tercih etsem diye yormuyorum artık kendimi. Yumurtaların tazeleri umurumda bile değil. Silinmeyen en son arananlar listesi hala aynı duruyor. Cevapsız aramalara geri dönmüyorum. Uzayan saçlarım ve kesilmeyi bekleyen sakallarım umurumda mı? Canı cehenneme yıkanmamış çamaşırların.


Boş vermişliğimle birlikte kendimi evin kapısında buluyorum. Yavaş adımlarla çıktığım merdivenlerin gıcırtısıyla dönüyorum ruhsal ve bedensel yolculuğumdan. Mutfağa gidip az önce kokusunu ve sıcaklığını duyduğum poşet çayını yapıyorum. Mutfaktan geçerken gülümsüyor sanki bana her nesne.


Artık güler yüzle karşılıyorum yine eskisi gibi neyse ki.


Elimde en sevdiğim kupamla birlikte kitaplığımın önüne varıp, boş bir kâğıdı müzik eşliğinde alıyorum. Ve başlıyorum yazmaya; ‘’Bu hiç tanımadığım beni hiç sevmiyorum...’’


Ömer Erkan

 



Akyazı24

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Odalar / Borsalar İstişare Toplantısı TOBB...
Odalar/Borsalar İstişare Toplantısı, TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu ile Gümrük ve Ticaret Bakanı...

Haberi Oku