Hindistan velilerinden olan Şeyh bin Abdullah hazretleri, 1585 (H.993) senesinde Yemen’in Terîm şehrinde doğdu. İlim ve fazîlet sâhibi bir âile içinde yetişti. Hindistan’a hicret edip orada tesirli sözleri ve kerâmetleri ile İslâmiyetin yayılmasına çalıştı. 1631 (H.1041) senesinde Hindistan’da vefât etti. Devletâbâd yakınındaki türbesine defnedildi. Kabri, ziyâret mahallidir…

Şeyh bin Abdullah hazretlerinin duâsını alanlar murâdlarına kavuşurlardı. Vefatından kısa bir zaman önce yaptığı sohbetlerde buyurdu ki:

Bir hadîs-i şerîfte, Peygamberimiz hazret-i Ömer’e hitaben; “Ey Ömer! Öldüğün vakit adamların gidip senin boyuna uygun bir mezar hazırlayıp, seni yıkayıp kefenledikten ve koku sürdükten sonra, seni götürüp mezara koydukları ve toprağı üzerine örterek geri döndükleri vakit hâlin nice olur? Münker ve Nekir adındaki kabrin iki büyük ibtilâsı (suâl melekleri) sana gelir. Sesleri yıldırım indiren gök gürültüsü, gözleri parlak şimşekler gibi, uzun saçlarını sürürler. Uzun ve sivri dişleri ile mezarın topraklarını altüst ederler. Sana çeşitli zorluklar çıkarırlar. Seni korkuturlar. O vakit senin hâlin nice olur ey Ömer?” buyurdu. Hazret-i Ömer de; “Bu zamanki aklım o zaman da başımda olacak mı?” diye sordu. Resûl-i ekrem efendimiz; “Evet” buyurunca; “Ben onlara gerekli cevaplarını veririm” dedi…

EN FAZLA HAKKI OLAN…

Yine bir hadîs-i şerîfte, Peygamberimiz buyurdular ki:

“Komşular üç kısımdır. Birinin bir hakkı vardır. Bu, (hakkı) en az olan komşudur. İkincisinin iki hakkı vardır. Üçüncüsünün üç hakkı vardır. En fazla hakkı olan budur. Bir hakkı olan müşrik komşudur. Akrabâ da değildir. Bunun sâdece, komşuluk hakkı vardır. İki hakkı olan, Müslüman komşudur. Akrabâlığı da yoktur. Haklarından birisi, Müslümanın, Müslümana olan hakkı, diğeri komşuluk hakkıdır. Üç hakkı olan, Müslüman komşudur ki, aynı zamanda, akrabâlığı da vardır. Haklarından biri, Müslümanın, Müslüman üzerinde olan hakkı, komşuluk hakkı, diğeri akrabâlık hakkıdır. Komşuluk hakkının en aşağısı, et ve benzeri yiyeceklerden çıkan koku ile komşuya eziyet vermemektir. Ancak tencerede pişenden bir mikdâr verilirse, eziyet edilmemiş olur.”

Âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:

“…Anaya, babaya, akrabâya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve mâliki bulunduğunuz kimselere ihsân ile muâmele edin, iyi davranın…” (en-Nisâ, 36)

Âyette bahsedilen “yakın komşuya iyilik etmek”, evi yakın olan veya hem yakın komşu hem akrabâ hem de din kardeşi olan kimselere güzel muâmelede bulunmak, yardım etmek ve kusurlarına karşı sabırla tahammül göstererek onları affetmektir.

Uzak komşuya iyilik etmek ise evi uzak olan veya akrabâlık bağı bulunmayan yahut müslüman olmayan kimselere el uzatmak ve gönlümüzü açmaktır.

Ethem Acar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.