AKYAZI HABERLERİ:
HADİS İNKÂRCILIĞI (KUR'AN BİZE YETER) KÜFRÜ GEREKTİRİR Mİ

Bismillahirrahmanirrahim

İslam, Kur’an ve sünnetle bir bütündür. Kur’an’ı en iyi bilen şüphesiz peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’dir. Kur’an’ı açıklama görevi de O’nun hakkıdır. Onu aradan çıkaranlar O’nun yerine kendilerini ikame etmiş oluyorlar. Sadece Kur’an bize yeter diyenler Hz. Peygamberi devre dışı bırakmışlardır. Hz. Peygamberin sadece bir postacı ya da kargo görevlisi olarak görmektedirler. Kur’an’la beraber sünneti kabul eden Müslümanlar, Kur’an’ı ilk müracaat edilecek kaynak olarak kabul etmişler, sünneti de ikinci kaynak olarak kabul etmişlerdir.

Bir çember düşünelim. Çemberin en dışı Kur’an, onun içindeki çember ise Hz. Muhammed’in sünnetidir. Dolayısıyla hadisleridir. Aradan sünneti/hadisler çıkarıldığı zaman içi boş bir İslam elimizde kalır. Kur’an’ı merkeze alıp öyle de düşünebiliriz.

Bana Kur’an yeter diyenlere sormak lazım. Kime göre Kur’an? Herkesin Kur’an’ı anlama kapasitesi farklıdır. Herkes aynı seviyede anlayamaz. Herkes kendisine göre Kur’an’ı anlasa bu sefer hangisi doğru olur? Eğer hadis inkârcılarının arkasına takılıp onların sözüne itimat etse, onların sözlerini Hz. Peygamberin sözlerinin önüne geçirmiş olur ki, bu da Müslüman kimliğiyle bağdaşmaz.

Bana Kur’an yeter diyenler, acaba onlara Kur’an yetiyor mu? Namazı neye göre kılıyorlar? Günde kaç vakit ve hangi vakitte kaç rekât kılıyorlar? Vakitleri nasıl hesaplıyorlar? Zekâtı nasıl belirliyorlar ve nasıl veriyorlar? Bu vb sorularının cevabını veremiyorlar. Verseler bile dolambaçlı yollara saparak algı ve manipülasyon yapıyorlar. Kesin konuşamıyorlar. Elbette bu soruları çoğaltmamız mümkündür. Hadisleri inkâr edenler peygambersiz bir din inşa etmek istiyorlar. Diğer amaçları da Kur’an’ı direkt reddedemedikleri için sünnete/hadise saldırıyorlar.  Kur’an’ı reddetseler zaten inkarları açıkça ortaya çıkacağı için, inkarlarını kamufle etmek için dolambaçlı yollara giriyorlar. Bilerek veya bilmeyerek dine fitne sokuyorlar. Birilerinin ekmeğine yağ sürüyorlar. Bunların amacı üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek kabilinden dini kendi amaçlarına alet etmektir.

Kur’an bize yeter diyenler, Kur’an’dan delil getiriyorlar. Bizler onları reddetmiyoruz ki. Allah (cc) buyuruyor ki: “Peygamber’e itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur. Kim de itaatten yüz çevirirse aldırma! Çünkü biz seni, onların üzerine bekçi olarak göndermedik.” (nisa, 80). “Allah’a itaat edin, Peygamber’e itaat edin ve onlara itaatsizlikten sakının. Eğer itaatten yüz çevirirseniz, bilin ki, elçimize düşen açıkça tebliğ etmekten ibarettir.” (Maide, 92) vb ayetlerde açıkça Allah (cc) kendisinden sonra Hz. Peygambere itaati emrediyor. Peki, bu itaat nasıl olacak. Hz. Muahmmed (sav) bizler için en güzel örnek değil mi?  Kendisi aramızda olmadığına göre O’nu nasıl örnek alacağız? Bizim Kur’an’ın bir kelimesi hatta bir harfini dahi inkâr etmiyoruz. Hepsine aynı şekilde inanıyoruz. Sünneti reddedenler nasıl bir İslam istiyorlar? Kendilerine neyi örnek alıyorlar?

Peygamberimiz Hz. Muahmmed (sav) efendimiz Abese süresinde anlatıldığı üzere, yaptığı hatasından dolayı hemen ikaz edildiği halde, Kur’an ve dini ilgilendiren konularda binlerce hadis serdetmiş. Bize kadar intikal eden sünnetleri var. Eğer bunlar yanlış olsa idi Allah (cc) tarafından uyarılmaz mıydı? Hadislere değil, bize ulaşmasına itiraz ediyoruz diyenlere gelince, onlara da şunları söyleriz:

Hadis ilmiyle uğraşan muhaddisler, bu ilme son derece önem ve değer vermişlerdir. Bir kimse bir şeyi ne kadar önemserse ona o kadar sahip çıkar. Ve onu korumak için canı pahasına çalışır. Muhaddisler de peygamberimizin (as) sünnetlerini/sözlerine önemsemişler ve sahip çıkmışlardır. Bu uğurda uzun yolculuklar yapmışlardır. Bunun neticesinde sahih olan ile sahih olmayanı, sağlam olan ile çürüğünü ayırmışlardır. Zayıf ile uydurma olan sözleri tefrik etmişlerdir. Bununla ilgili yüzlerce kitaplar yazılmıştır. Peygamberimizin sünnetlerini/hadislerini toplarlarken de adeta kılı kırk yararcasına ince elekten geçirmişlerdir. Bunun sorumluluğunun ve vebalinin büyüklüğünü bilmişler ve peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) efendimizin “Kim bana yalan bir söz isnad ederse cehennemdeki yerini hazırlasın” (Buhari, Ahadisu’l-Enbiya, 50) sözünden korkmuşlar ve çok çekinmişlerdir.

Bugün ise koltukların başına geçerek şu hadis mantığıma uymuyor, bu hadisi aklım almıyor diyenlere şunu sormak istiyorum. Senin aklın ve mantığın bu önemli konuda kriter mi? Sana göre doğru olabilen başkasına göre yanlış olabilir. Başkasına göre doğru olan sana göre yanlış olabilir. Bu bir ölçü değildir. Müslümanların genelini ilgilendiren böyle önemli bir konuda bu kişiler hadis çalışmalarını hafife almışlardır. Muhaddisleri de küçük görerek kendilerinin gerçek âlim olduklarını zannediyorlar.  Peygamberimizin şu uyarısı onlar için hiçbir şey ifade etmemektedir. Hz. Muhammed (sav) “Yakında koltuğuna kurulmuş olduğu halde, kendisine benim hadîsim rivayet edildiğinde; “Bize Allâh (c.c.)’un kitabı yeter, O’nda bulduğumuz helâlleri helâl, haramları da haram sayarız” diyen adamlar çıkacaktır. Şunu iyi bilin ki, Allâh Resûlü’nün haram kıldıkları, bizzat Allâh (c.c.)’un haram kıldıkları gibidir” (Tirmizî, İbn Mâce) Hadîsin başka bir rivayetinde; “Sizi böyle bir durumda görmeyeyim” ifâdesi yer almaktadır.

Hadisleri inkâr edenler, peygamberi aradan çıkarmışlar ve O’nun yerine kendilerini koymuşlardır. Şunu ifade edelim ki sünnet olmadan din anlaşılamaz. Anlaşılmayan bir din de haliyle yaşanmaz hale gelir. Hadisi inkâr edenlerin de maksadı bu olsa gerektir.

Hadis inkârcılığı İslam’a ve Kur’an’a direkt olarak saldıramayanlar, hadisleri inkâr ederek İslam’da gedikler açmayı ve İslam’dan intikam almayı hedeflemişlerdir. Saf Müslümanlar da onların arkasına takılarak hadisleri inkâr yolunu seçmişlerdir.

İslam alimlerine göre,

“Hayır, hayır! Senin Rabbin hakkı için, onlar aralarında ihtilâf ettikleri meselelerde seni hakem kılıp, sonra da verdiğin hükümden ötürü içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın sana tam bir teslimiyetle bağlanmadıkça, iman etmiş olmazlar.” (Nisa, 65),

“O kendi heva ve hevesiyle konuşmuyor. O, kendisine vahyedilen bir vahiyden başka bir şey değildir.” (Necm, 3-4) mealindeki ayetler, sünnetin, teşriin ikinci kaynağı olduğunun delilidir.

Buna göre, Hz. Peygamber (asm)'in -fiilî, kavlî, takrirî- sünnetini bize ulaştıran sahih hadisleri inkâr etmek büyük bir dinî risk taşımaktadır. Hz. Peygamber'in sünnetinin teşri kaynağı olduğunu inkâr eden veya sahih bir hadisin Hz. Peygamber'in sözü olduğuna inandığı hâlde kabul etmeyen dinin dışına çıkmış olur. Bu husus âlimlerin ittifakla kabul ettiği bir konudur.

                                                                                               ŞABAN PEKER

                                                                                               AKYAZI VAİZİ



Akyazı24
Anahtar Kelimeler
HadisKuran
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Sağlıklı ve Mutlu bir geleceğe davet
Akyazı yeşilay temsilciliğinden sağlıklı ve mutlu bir geleceğe davet

Haberi Oku