GÜNCEL:
Ben Her Ayrılığımı Ayakta Uğurladım






Odamdayım. Pikapta en sevdiklerimden Nilüfer var. Son Arzum‘u söylüyor. Plaktan gelen cızırtılar içimi ısıtıyor adeta. Sonra bir an geliyor hafızam bana oyun edip geçmişe götürüyor. Yaşanmış onca ayrılık, nice mutluluk, binlerce anı… Ne zaman eskiyor sevgiler diyor bir taraftan İclal, ödenen bedellerin acısı geçince mi? Sorguya çekiyorum gönlümü; ne zaman tazeleniyor anılar, yalnız kalınca mı? Çok mu yalnızım? Hangi bedelleri karşılıyor ruhum? Dedim ya, binlerce soru ve bir o kadarı da cevapsız. Ne kadar süre öylece uzaklara dalıp tahayyül ediyorum geçmiştekileri, hatırlamıyorum. Belki bir dakika, belki de bir saat. İnsan bir kere dalıp gitmeyegörsün, geri dönmem ne mümkün. Kelimelerim mi tükendi acaba? Mürekkepsiz mi kalıyor kalemlerim? Tükenmez kalemin aciz tükenişine mi şahit olmalıydı gözlerim? Ne denli bir kısırdöngü bu böyle, içinde kaybolduğum? Ne kadar fazla sorular bunlar böyle…

Mektuplarımın ve fotoğrafların bulunduğu, yıllarca açılmayan kutuya varıyor elim, ne kadar istemesem de. İnsan hatıralarından bu kadar korkmalı mı? Korku, o günlerin mutluluğunu tüm çıplaklığıyla tekrardan görmek mi, yoksa tam aksine mutsuzluğa yeniden tanıklık etmek mi, belirsiz.

Minik notlar bırakmışım fotoğrafların arkalarına. Mutlu günlerden 1995… diyor birinde. Mutluluk, alışveriş mağazalarının vitrinlerinde gördüğümüz ve alamadığımız nesnedir aslında. Çoğu zaman iç geçirerek bakarız o çok heves ettiğimize ve heyecanla aybaşını bekleriz. Uzun bekleme süresinden sonra mağazaya gidip alabilme imkânımız olmasına rağmen artık gerek duymayız almaya. Çünkü hevesimiz gitmiş ve artık tavsamıştır o istek. Mutluluk da böyledir aslında. Mağazaya aybaşında gidebilirken, mutluluğu elde etmek bir ömür tüketmeye bedeldir.

Birkaç sene öncesinde aldığım mektubu cesaretimi toplayarak açıyorum. Kokusu sanki hala o yıllardaki gibi. Hiç eskimemiş, hiçbir eksilmeye uğramamış sanki. Yine, yeniden heyecanlandırabiliyor beni. Ne tuhaf! Satırları okudukça daha da derinlere gidiyor yüreğim ve aynı hüznü yeniden yaşatıyor bana mavi mürekli kelimeler. Nasıl da güzeller, nasıl da mütevazıler…


Bundan sonra unutamam ki kokunu diyen cümlenin biri sırıtıyor kalleşçe yüzüme. Gülüp geçiyorum. İnsan yıllar önce haftalarca ağlayıp sızladığı duruma o gün gelecekte gülüp geçeceğini bilse bu denli bir acıyı yaşatır mıydı acaba kendine? Aslında ufacık sıkıntıları Baş tacı ediyoruz ya, buna tahammül edemiyor insan. Gelip geçtikten sonra kahkahayla uğurlamak bir acıyı nasıl bir görgüsüzlüktür?


Oysa ben her ayrılığımı ayakta uğurladım. Belki de öyle zannettim. Kendi kendime belli etmemeye çalışarak elimin tersiyle siliyorum gözpınarlarımdan damlayan aciz yaşları. Günahsızlar çünkü ve geç kalmışlıkları beni utandırıyor. Boğazımı temizleyerek şarkıya eşlik etmek istiyorum.


Odamın penceresinde biraz nefes almak isterken kulaklarıma dıştan bir ses sesleniyor sanki en çok ne zaman acıtıyor geçmiş, geçmeyince mi? Belki ki ruhumdan geliyor… Çünkü en çok orası acıyor.

    Ömer Erkan



Akyazı24
Anahtar Kelimeler
AkyazıhaberAkyazı24
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

TÜRKİYE ZİRAAT ODALARI BİRLİĞİ “BASIN...
Gıda kaybı ve israfı: TZOB Genel Başkanı Bayraktar:-“Her lokma, kayıp ve israf edilmeyecek kadar değerlidir”

Haberi Oku